Yazı Detayı
18 Mart 2019 - Pazartesi 17:07 Bu yazı 341 kez okundu
 
ENTANSİF HAYVANCILIK SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR
Cengiz Çakır
 
 

Türkiye 1970’li yıllarda bile tarımda kendine yeterli yedi ülkeden biri olmakla övünmekteydi. Bugün tarımın içinde bulunduğu durum iç açıcı değildir Kuru fasulye, pilav ve hoşaf milli yemeğimiz sayılmaktadır. Bunları yapmak için gerekli olan fasulye ve pirinci bile ithal ettiğimiz için ben şahsen utanç duyuyorum. Hoşaf yapacak üzümü kendimiz yetiştirir görünüyorsak da sakın aldanmayalım. Ticaret gübreleri, tarım ilaçları, akaryakıt gibi temel girdileri dış alım yoluyla tedarik ettiğimize göre tarımın bütün dalları dış alımlara bağlı demektir. Dış borçların ve döviz kurlarının aşırı derecede yükseldiği ve döviz mevcudunun azaldığı bu dönemde ithalat konusunda sıkıntı çekileceği açıkça görülecektir. Dış alımlarda bir öncelik sırası saptanmadığı ve sınırlama getirilmediği için hâlâ ıvır zıvır sayılacak şeylere döviz sarf edilmektedir. Yarın en zorunlu şeyleri temin edememe durumuyla karşılaşabiliriz.

Bu duruma nasıl geldik? Entansif hayvancılık nereden kaynaklandı? Alınabilecek bazı önlemler nelerdir?

Tarımda dışa bağımlılık nasıl oluştu?

Bu başlık altındaki bilgiler derlenirken Bill Winders’in eserinden[i]  yararlanılmıştır.

On dokuzuncu yüzyılda dünya ekonomisine egemen olan devlet “üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak tanınan Büyük Britanya, daha çok bilinen adıyla İngiltere idi. Hindistan, Pakistan, Avustralya, Kanada gibi sömürge ve dominyonlarında üretilen hammaddeler ile gıda maddeleri merkeze doğru akıyordu. İngiltere, sanayileşmenin ve kapitalizmin ana merkezi olarak “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” cümlesiyle özetlenen serbest ticaretin bayraktarlığını yapıyordu.  Serbest ticaret Osmanlı İmparatorluğu, Rus Çarlığı, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Alman İmparatorluğu’nun ekonomik yapılarını temelden sarsmıştır. Hammadde kaynakları ve pazarlar için yapılan Birinci Dünya Savaşı sonunda sayılan bu dört imparatorluk ortadan kalkmıştır.

1929’da başlayan Büyük Buhran ve onu izleyen İkinci Dünya Savaşı milyonlarca insanın ölümüne Avrupa, Asya ve Afrika’da büyük yıkımlara yol açmıştır. Savaş sonrasında sömürücü ülkelerin zayıflaması sonucunda Asya ve Afrika’daki sömürgeler bağımsızlığına kavuşmuş ve 45 yeni devlet kurulmuştur.

Savaşa sonradan katılan Amerika Birleşik Devletleri sonuç üzerinde etkili olmuş, ekonomik ve politik olarak büyük bir güç elde etmiştir. Savaşta yok olan Avrupa ülkelerinin alt yapısını yeniden kurmak ve onları kalkındırmak için Marshall yardımı adıyla bilinen programı uygulamıştır.  Marshall Planı’nda kurtarma yardımı ve yeniden inşa yardımı vardı. Birleşik Devletler başta buğday, mısır, et ve diğer malları gönderdi. 1945-49 arası ABD’nin tarımsal ihracatı 9 kat arttı ve savaş öncesindeki seviyeyi geçti.  Bu yolla Avrupa’ya tarım makineleri, ticaret gübreleri ve yem hammaddeleri verilerek tarımsal üretimin artırılması sağlanmıştır. PL 480 programı ile başta ucuz gıda maddeleri verilen Avrupa ülkeleri kısa bir sürede kendini toparlamıştır. 1949 yılında Amerika’nın buğday ihracatının % 47’si Avrupa’ya yapılırken 1959 yılında bu değer % 17’ye düştü. Avrupa ülkeleri daha sonra da sürdürdükleri korumacı önlemlerle tarımda kendine yeterli hale gelmişlerdir hatta ihracatta iddialı olabilmişlerdir.

PL 480 programı Türkiye’nin de dâhil olduğu çevre ülkelerine kendi paralarıyla tahıllar başta olmak üzere ucuz gıda maddeleri satılması esasına dayanıyordu.  ABD hükümeti şirketlerin ihraç ettikleri ürünün parasını onlara ödedi.

Alıcı ülkeler ürünlerin bedelini kendi para birimleriyle ABD hükümetinin hesabına yatırdılar. Böylelikle bu ülkelerdeki Amerikan temsilcilikleri bu çevrilebilir olmayan (nonconvertible)  paraları; alt yapı yatırımlarına, askeri üslerin ikmal işlerine, Amerikan şirketlerine borç vererek (özellikle tarım sanayi şirketlerine), yerel olarak üretilen mal ve hizmetlere ve ticaret fuarlarına harcamak suretiyle kullandı.

PL 480 1965’te ABD’nin buğday ihracatının % 80’ini, dünya buğday ihracatının % 35’ini oluşturuyordu.  PL 480 pirinç, yemlik tahıllar, pamuk, yağlı tohumlar ve süt ürünleri ihracatını olduğu kadar buğday ihracatını da körüklemiştir.

ABD 1960’larda; Arjantin, Avustralya, Kanada, Avrupa Topluluğu ve Japonya’ya yaptığı gıda yardımı ile üretim fazlalıklarından kurtuldu. Çevre ülkeler ise potansiyel pazar oldu. 10 yıl önce 15 milyon dolarlık buğday alan İran, 1975’te 325 milyon dolarlık ABD buğdayı almıştır. 1945’ten 1958’e kadar Japonya’nın kişi başına buğday tüketimi üç kat artmış, pirinç tüketimi ise azalmıştır. Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkeleri 1954’te az miktarda buğday ithal ederlerken, 1978’de ABD’nin ihracat ettiği buğdayın % 78’ini satın almışlardır.

Dünya mısır piyasasına ABD hâkim olmuştur. 1957-80 arasında ABD’de mısır ihracatının dünya ihracatındaki payı sadece bir kez % 50’nin altına düşmüştür.

Mısır ihracatı Ortak Tarım Politikası dolayısıyla ticari engelleri fazla olmayan Avrupa’ya yönelmiştir. Avrupa’ya mısır ihracatı artmış, soya ihracatı iki katına çıkmıştır. Gelişen hayvancılık kesimi mısır ihracatını artırmıştır.

1960 ve 1967 arasında ABD buğday ihracatı dünya ihracatının yaklaşık % 39’u civarındadır. Bu değer aynı dönemde % 60 olan mısır ihracat payından oldukça düşüktür.

PL 480 sayesinde 6 dev şirket oluşmuştur. ABD’nin mısır ve buğday ihracatının % 90’ını bunlar yapmış, Asya’nın tavukçuluk, sığır besiciliği, fırıncılık ve fast-food endüstrisini kurmuşlardır. Bu şirketler çeşitli ülkelerde serbest ticaret savunuculuğunu yapmışlardır.

Bu dev şirketlerden biri olan Cargill, Latin Amerika, Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’da fabrikalar kurmuştur. Gıda rejimi tarıma dayalı sanayi şirketlerini de politika oluşum sürecine sokmuştur. Firmalar büyüyünce daha etkili olmuşlardır. Cargill’in eski adamı Uruguay’daki GATT görüşmelerinde tarımsal konularda baş müzakereci olmuştur.

1951-54 arasında, Kolombiya, ülkede tüketilen buğdayın dörtte üçünü kendisi üretirken, 1960 ortalarında üçte ikisini ithal edilir hale gelmiştir.

Çevre ülkelerdeki yerel üreticiler sübvanse edilmiş ithalat ile rekabet edemedikleri için neticede yerel tarımın çoğu mahvolmuştur.

Sovyetler 1972 ve 1974’de külliyetli miktarda buğday satın alınca tahıl stokları azalmış fiyatlar çok yükselmiştir.  Neticede pek çok gıda ithal eden ülkeyi açlıktan ölme sınırına getiren bir mali baskı olmuştur.

1950 ve 1960‘larda ABD’den gıda yardımı alanlar daha sonra ABD tarım ürünlerinin “en iyi müşterileri” olmuşlardır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel egemenliği ele geçirdiği 1945 sonrasında gıda maddeleri trafiğinin akışı tersine dönmüştür. Eskiden çevre ülkelerinden merkeze doğru olan akım, artık gelişmiş sanayi ülkeleri olan merkezlerden çevreye doğru gıda ve tarımsal girdi akımına dönüşmüştür.

Entansif sığır yetiştiriciliğine geçiş

Bu başlık altında toplanan bilgiler derlenirken Loretta Schwarz  -  Nobel’in eserinden[ii] yararlanılmıştır.

Hayvancılık çayır ve meralarda yetişen otlar, sap, saman, kepek,  hasat - harman ve mutfak artıkları gibi insanlar tarafından tüketilmeyen maddeleri yiyerek et, süt, yumurta ve bal  gibi değerli besinleri ve deri, yün, kıl, tüy gibi hammaddeleri sağlayan üretim dalı olarak tanımlanırdı.

Günümüzde yüksek verim hedefine yönelmiş olan entansif hayvancılık bambaşka bir yapıya bürünmüştür. 1981’de yayınlanmış olan yukarıdaki eserde ABD’de başlayıp bütün dünyaya yayılan entansif hayvancılık için aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır.

“Bizim hayvan besleme uygulamalarımız, hayvanlar gıdaya ihtiyaç duyduğu için değil, ülkenin tahıl fazlasından kurtulmasının kârlı bir yolunu bulmak için geliştirildi.” denilmektedir.  s.215

Oysa “1940’da ABD’de sığırların üçte ikisine hiç tahıl yedirilmemiştir.” s.215

“Avustralya’daki bütün sığırlar hiç tahıl vermeden yetiştirilir.”  s.220

Çarpıcı bazı açıklamalar da şöyledir:

“Amerika’daki sığır yetiştiricileri sığırlarını merada iki hafta daha fazla tutsalar, dünyadaki bütün insanları beslemeye yeterli olacak tahılın tasarruf edilebileceği tahmin ediliyor.”  s.217

“Amerika’daki hayvanlara, Çin ve Hindistan’da yaşayan 1 milyar 400 milyon insanın yediği tahıl kadar tahıl verilmektedir”. s.215

Tahılla beslenen kasaplık sığır yetiştiriciliğinde etin her kilosu için 20 ton su kullanılır.”

Sığır yetiştiriciliğinde kullanılan 9 dekar arazi 1 kilo et sağlar. Aynı araziye soya ekilse 17 kilo protein elde edilir”. s.216

Soya fasulyesi et de dâhil olmak üzere tüm besinler içinde en zengin protein kaynağıdır.” s.214

Unlu mamullere yüzde 12 soya unu ekleyerek gayet ucuz şekilde onların protein içeriğini, yüzde 50 artırmak mümkündür.” s.214

Amerika’da soya ürünlerinin üretilip satılmaması konusunda büyük bir baskı vardır. Karşılaştığımız en büyük sorun fazla sığır eti üreten eyaletlerin soya ürünleri artışına fiili direnişidir. Et satışlarını sürdürebilmek için, etten daha fazla protein içeren ve çok daha ucuz olan soyanın kullanımı güçlü et lobisi tarafında engelleniyor.” s.214

Bunlar Amerikan halkını, ihraç edilmeyen soyanın yüzde 90’ından mahrum etmektedirler. Açlıktan kıvranan ve bu gıdaya ihtiyacı olan erkek, kadın ve çocukların ağlaştığı feci durumu önleyecek biçimde satılması yerine, soya hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. s.214

“Halen ki sığır eti üretim düzeylerini sürdürmek için mücadele eden et birlikleri, hayvanlara yem olarak verdikleri yenebilir protein miktarının bütün dünyanın protein açığını kapatmaya yeterli olduğunu halka söylemezler.” s.215

Amerika’da hayvanlara verilen yenebilir proteinin miktarı insanlar tarafından tüketilenin on katıdır.” s.215

Entansif hayvancılık enerji açısından da savurganlık içindedir.

“Üretilen her bir besin kalorisi için 6,4 kalorilik enerji sarf edilmektedir.” s.115

Bir kalorilik gıda işlenirken 15 kalorilik enerji harcanabilmektedir. Bazı durumlarda tarla hazırlamakta kullanılan bir traktörün tüm bu tarladan alınabilecek kadar enerjiyi yakabildiği tahmin edilmiştir.” s.115

“Mısırdan elde edilen alkol, motor yakıtı olarak kullanılabilir. Ancak bu iş verimsiz olup, sadece yakıt olarak kullanılacak mısırı üretmek için arazimizin % 75’ini kullanmak zorunda kalacaktık. “s.124

Azotlu gübre üretimi için her gün 200 milyon varil petrol kullanılmaktadır”. s.115

“Akaryakıta erişimde üç haftalık bir kesinti bir yıllık gıda arzının kaybına yol açacaktır. Daha uzun bir kesinti Amerika’da bildiğimiz tarımı yok edecektir.” s.114

“Amerika’nın başlıca hasat ve dağıtım sistemlerinde aksaklı olursa başka ülkelerdeki milyonlarca insan açlıktan ölecektir.” s.210

Philedelphia Inquirer dergisinin derlediği istatistiklere göre, 12 büyük petrol şirketi, tek bir damla yabancı petrol ithal etmeden ve nükleer enerji kullanmadan, Amerika’nın sekiz yüz yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak devasa rezervlere sahiptir.” s.137.

“Başlıca enerji şirketlerinin umursamaz şekilde mevcut daha az tehlikeli enerji türlerinin üretimini erteleyip, uranyum çıkarmalarına izin verildikçe arazi kaybı, bitkilerin yok olması ve açlık yerel olarak kalmayacaktır.” s.155

“Kimyasallar suçlu oldukları kanıtlanıncaya kadar masum değildir. Eğer suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar bir kimyasalı masum sayarsanız onun suçlu olduğunu kanıtlamak için insanlarda ur gelişmesi gerekir.” s.184

“Şimdilerde1 akr arazi (4,5 dekar) bir kişiyi zorlukla besleyebilmektedir. s.177

“Oysa birkaç meyve ağacı ile 15 m2’lik bir bahçe, ortalama bir aileye yetecek miktarda taze gıdayı sağlayabilir.” s.198

Amerika’nın namuslu bilim insanları ve basın mensuplarının sağladığı bu bilgiler ışığında şimdi de yapmamız gereken bazı  işlere değinilecektir.

Değerlendirme  

Tahıl ve soya gibi ürünlerin aşırı üretimden kaynaklanan stoklarını eritmek için hayvanlara yem olarak verilmesi esasına dayanan modern (!) hayvancılık ABD ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde yaygınlaşmıştır. Birer fabrikaya dönüşen ahırlar ve kümesler gece gündüz, insan besini olarak kullanılabilecek milyonlarca ton gıda maddesini hayvanlara yedirmektedir. Hayvanların kendisi, yemleri, yem yetiştirmek için kullanılan tohum, gübre ve ilaçlar, tarım makineleri, bunların yedek parçaları ve akaryakıt ithal edilerek üretim yapılmaktadır. Bütün bu maddeler döviz sarf edilerek veya borçlanılarak ithal edilmektedir. Döviz ve borç bulunmadığı zaman sistemin sürdürülmesi mümkün değildir.

Yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz koşullarında ithal ettiğimiz bu kalemlere harcayacak döviz bulunmayacaktır. Kendi kaynaklarımıza dayanarak üretimi sürdürmek zorundayız. Teknik bilgi, deneyimli üreticiler, yeterli genetik potansiyel, hayvan barınakları, alet ekipman üretimi ve pazarlama alt yapısı mevcut olduğuna göre sistemi devam ettirmemiz mümkündür.

Mer’aları koruma ve ıslah etme öncelikli konularımızdan biri olacaktır. Ülkemizin coğrafi koşullarına daha uygun olan küçükbaş hayvancılığa öncelik verilmesi gerekmektedir. Hızlı üremesi ve yemleri daha iyi değerlendirmesi açısından domuz eti üretimi, kırmızı et açığının kapatılmasını sağlayabilir. Gebelik süresi beş ay olup,  bir seferinde ortalama 9 yavru doğurabildikleri için domuzları hızla üretmek mümkündür. Domuzların yemden yararlanma yeteneği geviş getiren hayvanlara göre bir kat daha iyidir. Yem sıkıntısı çektiğimiz göz önüne alınırsa bu avantajı değerlendirmek akıllıca olur.  Bu konuda tutucu davranılmamalıdır. Ülkemizde önemli miktarda Hıristiyan nüfus olduğu gibi milyonlarca yabancı turist gelmektedir. Bunların et talebi kısmen domuz eti ile karşılandığı zaman sığır ve koyun eti üzerindeki baskı azalacaktır.

 

[i] Bill Winders, The Politics Of Food Supply: U.S. Agricultural Policy in The World Economy, Yale University Press, New Haven & London, Paperback, 2012.

 

[ii] Loretta Schwarz  -  Nobel, Starving in the Shadow of Plenty (Bereketin Gölgesinde Açlıktan Ölme), G.P.Putnam’s Sons, New York, 1981.

 

 
 
 
Etiketler: ENTANSİF, HAYVANCILIK, SÜRDÜRÜLEBİLİR, OLMAKTAN, ÇIKMIŞTIR,
Yorumlar
Sayfalar
Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

escort istanbul istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort